Bilinmeyen türkücü
Türkü söylersin sanki yanan bir aşık,
Türkü söylersin sen bağdaş kurarak.
Diyerek: dünyası başında kalsın,
Ne zaman gitmişsin o bozkırlara?
Okursun, titriyor tenim güya tar,
Sarhoş sallanarak okursun şarkı.
Aşkım kırk parçaya bölünen elyaf:
Terennüm edemeden dargınım, dargın:
"Gönüle sığmaz kılı
Ben kırk bölmek isterim.
Kırlangıç kanatında
Yanına gelmek isterim"
Dolaşırım bulmadan zerre asayiş,
Söz ulaşmaz dünya köşeleri var.
Sen okuyub canın talan edersin,
Benim gögüsümde-de tityor bir tar.
Olsa ezgi içmek, bu mestlik rahat,
Sonra ruh başlarsa sarhoş seyirler,
Bir çiçek yanından uzak uzağa
Beni götürmüşler hatalı yıllar:
"Yıllar beni çekerler,
Gidemem hiç yanına.
Sen canımı birleştir,
Gülüm, kendi canına".
Türkü söyle, bozkırlar duysunlar seni,
Alçak sahnelere bir defa çıkma.
Oku, ölene değin, şu yer, gökyüzü
Asla seni itmesinler bağrından.
Taşı dilikliyor hüzün çapası,
Gönül seda saçar sazın sesinden.
Rüyalarım mırıldıyor gecesi,
Ukdenin en meyus tebessümünden:
"Alıçcığı dolu döverse,
Dağlar taşı yarılmaz.
Büküldük, keman olduk,
Vefasız yar çevrilmez."
Bu kadar ezgi-de azmı ölmeye,
Bu kadar nalemi az oluşmakka.
Ama bu türküyün sonu nerede?
İşte ben hazırım sona ermekke.
Kadehte zehir gibi sallanar ezgi,
Hala seda saçar ahenk şişesi.
Benim kısmetimde ediyor devam.
O bitmez, bitse-de türkücü sesi.
"Saçlarını boyunuma
Gel, bi defa sal, canım.
Olsun, canımı sonra
Eşiğinde al, canım."
Suhrob Ziyo
Çevirmen: Şehzad Şadman
@sz_turkce
Post #6
346
- ❤ 2
- 👍 1